Aşk Acısı

giderken -”kapıyı hızlı vurma, uyanmak istemiyorum çünkü sensiz!”- demiştim, sanki her sabah biri vuruyor inadına ve her sabah uyanıyorum sensiz.
gittiğini kimselere söyleyemedim. yatağım, duvardaki resimler, odamın hiç bir köşesi gittiğini bilmiyor. sabah akşam hep sen varmışsın gibi, yanımdaymışsın gibi davranıyorum.
uykularımı kandırıyorum, anlayacaklar diye çok korkuyorum… bazen -”tatile gitti, gelecek”- türü yalanlar söylüyorum hiç gelmediğin terminallere gidip, gelmeyişini bekliyorum, gelmiyorsun, gelmemene sarılıp evime gidiyorum, yatağıma yatırıyorum boşluğunu, parmak uçlarını öpüyorum. bazı akşamlar sarı güllerle geliyorum eve ve hep bir tabak daha koyuyorum masaya, yolculuklarımda yanımdaki koltuğu da ayırtıyorum, boş bırakıyorum pencere kenarını sana, sabahları hep bir ıslak öpücükle uyanmış gibi yapıyorum, duş alırken bir kişilik yer açıyorum suyun altında… uzun uzun yüzünü okşadığımı düşünüp, hikayeler anlatıyorum sana, hediyeler alıyorum kendime, senin gibi notlar yazıp, şaşırıyorum açınca, sinemaya giderken iki kişi olduğumu söylüyorum, tüm yemek rezervasyonlarım iki kişilik. seni sensizken de sevebiliyorum… söylemiyorum kimselere gittiğini…

odamdaki sana dair tüm kokuları havalandırdım hatta beraber yarattıklarımızı da… ben zaten bundan sonra üzerime bıraktığın kokunla idare edebilirim, söz! çarşafları da değiştirmem bir daha… saçlarını düzeltmek için baktığın aynamda, bir kaç bakışını unutmuşsun, küvetimde teninden kalma köpükler, bahtaniyeme dökülmüş saçlarınla, seni seviyorum yazdım eşyalarımdaki parmak izlerini biriktiriyorum, beraber kirlettiğimiz tencereler yıkanmayı bekliyor, yağ damlaları sevgi sözcükleri fısıldıyor sana, çıplaklığın hala vuruyor bazı geceler duvarıma, kıvrımların camlarımda yansımakta…

okuduğum kitaplardaki, izlediğim filmlerdeki tüm kadın kahramanlar seni andırıyor, sanki tüm şarkılar sana yazılmış, tüm şiirler vazgeçilmezliğine. her sabah uyandığımda yeni bir ben buluyorum bedenimde, seninkiler senden sıkılmış olmalı… bardaklarımda kalan dudaklarının serinliği üşütüyor gecelerimi, her televizyonun karşısına geçişimde, sanki hala televizyon ekranında birbirine sarılmış bir çift yansıyor. bir iki parmak toz var şimdi o ekranda. silemiyorum, aslında hiçbir şeyi silemiyorum sorun da tam bu noktada saklı sanırım. torbacıklarımda akacak yaş kalmadı, seninkilerden ödünç istiyorum. radyom hep senin dinlediğin kanala ayarlı, teybin içinde senin kasetin uyukluyor… hani çok üşürdün ya, artık ısıtıcı hep açık, saçlarımı senin istediğin gibi kestiriyorum, sakallarımı ağdaladım, her gün vitaminler alıyorum, sigarayı bıraktım, alkolü azalttım. ölmeyeceğim, intiharı eskiciye sattım çoktan, artık daha çok belgeseller izlemeye başladım: zürafalar zor sevişirlermiş bilir miydin? ben bugün bunu öğrendim, hatta sinekler sevmezmiş sevişmeyi…

nicedir gölgeme sarılıp uyuyorum, uyanınca kendimi adını sayıklarken buluyorum. en son, kendimi bir içki şişesinin dibinde gördüm; saçlarım azalmış, yüzümde çizgiler var, derin hem de çok derin.

gururluyum aslında mükemmeldi terk edişin… sadece gittiğini söyleyemedim kimselere……….. çok utandım!

gibi bi şey aşk acısı… sanki kenarından köşesinden…

Ankara’da Aşk

ankara

Memur, tinerci ve bilimum sokak çocuklarının şehri olan ankarada elbette ki başkadır aşk. havalar sıcaktır, canınız şehrin canlı(!) havasını solumak için kaldırımda oturmak ister. oturursunuz, her sey güllük gülistanlıktır. biralar açılır, sokağın canlı ve hareketli manzarasına* karşı keyifle yudumlanır. göz temasının ardından sevgilinize içten bir şekilde sarılmak için hazırlanırsınız ki 5 dakika içinde memurun biri başınızda dikilir, yassagh hemşerim baska yer mi yok burda der. yok a…. k….m demek yerine muhattap olmamak için memur muhteviyatı düşük, başka bir yere gitmeye karar verirsiniz. sakin bir yer bulup oturalım dersiniz ki, elinde jelatine sarılı bir gül olan sokak çocuğunun yanınıza gelip abi bi gül alsana siftah bak demesi bir an meselesidir. “para yok kardeşim”, “gül var yeni aldım daha”, “benim tarzım değil” gibi bahaneler sökmez bunlara. gülü alana kadar yanında durur. birinden alsan 5 dakikaya başka bir tanesi gelir, kısacası huzur muzur bırakmaz bunlar adamda.

sokakta dolanalım belki dersiniz ki sekiz çizerek koşan ve meme diye bağıran tinerciler karşılar sizi bütün sevecenliğiyle. lanet olsundur böyle şehire, olmaz olsundur insanların bu denli fütursuzca hareket ettikleri bir şehir. çekip gidesi gelir insanın ama bir kere zamkla yapışmışsınızdır.

aşk başkadır ankara’da
ankara ankara güzel ankara.

 

ankara’da aşkın başka olduğu doğrudur. şehir büyük umutlar ve büyük hayalkırıklıklarının şehridir. “nasılsın?” diye sorsalar aşık insana “ankara gibiyim” der. “umutlarım var ama gerçeklerde acı.”

gri hava çirkin binalar demeye hiç gerek yok, insan aşıksa melankoli aşılayan unsurlar katalizör görevi görür mutluluk için. nasıl olduğunu anlamak için soğuk havada çamurlaşmış karın üstünde yürürken düşünmesi gerekiyor insanın. gecenin karanlığındaki yıldızlar gibi olur o düşünceler, karanlığın içinden göz kırpar sevilen kişinin bir gülümsemesi, bir bakışı. öyleki gündüz olsa asla görünmez o yıldız ışığı. o yüzden değerlidir o anılar. etrafınız bir dalgalanır gözünüzün önünde, griler beyaz ışıkla parlar şehir gözünüzün önünde değişir.

geceyi sevmek gibidir işte ankara’da aşk yaşamak. bazıları kusurları örttüğünden değil ayrıntıları daha güzel hale getirdiğinden, onları öne çıkardığından sever geceyi. ankara’da aşkı daha güzel hale getirir

Ölüyorum!..

ölüyorum

Hiç hazır değilim üstelik.
Gerçi zaman verseler bile ne denli hazırlayabilirim ki kendimi ölüme.
Her şey anlamsız geliyor artık, hiçbir bebek sevimli gelmiyor mesela.
Sevgili ölüyorum… Hazır değilim üstelik… Zemheri bir ormanda kaybolmak gibi. Hiç insansız ve yeterince korkutucu. Neden korktuğumu bile bilmiyorum üstelik. Soluksuzca, durmaksızın koşuyorum aynı doğrultuda bu puslu ormanda ve hep aynı boşluğa çıkıyorum. Ve hep ağlıyorum sonunda.
Biliyor musun artık dua etmiyorum, Tanrıya olan inancım azalıyor her geçen gün.
Beni bu soğuk cihaza mahkum edebilmek için başka bir hastaneye sevk edecekleri gün, hani yanıma gelip saçlarıma dokunduğun gün. Gözlerime bakarak çok tatlı göründüğümü söylediğin, sana bir şeyler söylemek için çırpındığım, kendimi paraladığım ama sadece göz kapaklarımı yumabildiğim o gün ‘’sana inanmıştım’’ sevgili. Bu yanmış suratımı, parçaladıktan sonra tellerle sardıkları vücudumu ambulansın içindeki aynada görene kadar yaşayabileceğime olan bir inanç taşıdım şuan cihaz sayesinde çalışan kalbimde. Bana neden yalan söyledin sevgili? Ölüme bu kadar yakınken en çok ihtiyacım olan şey gerçekliğindi, insanların yalın dürüstlüğüydü. Şimdi bana sadece acıdığını düşünerek çürüyorum. Ölmek benimle ilgili aldığın kararları yüreğinle değil, vicdanınla aldığını bilmekten çok daha güzel Artık benim için.
Şimdi valizsiz çıkacağım bu yolculuğun sabahındayım. Bir kız evladına sahip olmanın mutluluğunu düşünüyorum bu son sabah. Baba olamayacağımı biliyorum.
Duyacağım son ses şu tepemdeki siyah kutudan gelecek, telefondaki çevir sesine benzeyen, benim aranızdan ayrıldığımı ifade eden kalp atmayış sesi yerine, Bitanem’in bir tek kelimesi olması için bu yatakta, namerde muhtaç halimle yıllarca ölümü bekleyebilirim biliyor musun? Birde biliyor musun sevgili, ölümü beklediğin tek bir gece, bir asır zindanda yaşamaktan daha beter geliyor kişiye? Ölümü beklerken neyi düşünmeli insan, şimdi en çok onu düşünüyorum. Her şey karmakarışık bu yerde. Hiç bir şeye, hiçbir anlam yükleyemiyorum. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu seçemiyorum. Ölüm bu denli yakınken ve bütün çıplaklığıyla koynuma girerken anlıyorum ki hiçbir şeyi çözemeyeceğim.
Ama bir tek şeyi biliyorum sevgili;
BEN ÖLDÜKTEN SONRA EN ÇOK SENİ ÖZLEYECEĞİM…

ERKEKLERİN KADINLARDAN RİCASIDIR (Yakarış)

* Pembe dizilerdeki sahte aşk nağmelerini bizden duymaya çabalamayın çünkü onlar gerçekten rol yapıyor ve kabak bizim başımıza patlıyor.

* Bir SMS gönderdiğiniz zaman ilk 10 saniyede cevap gelmeyince ikinci SMS’te “Orda mısın???” diye sormayın. Kesinlikle oradayızdır..!

* Mağazada gelinliklere bakıp “Aaaa ne güzeeel” dediğinizde onun bizim için bir anlamı yoktur. Bizi duygusuzlukla suçlamayın. Gelinlik sadece kızların hayalidir erkeklerin değil!!!

* Saçlarınızı boyattığınızda bunu fark edemezsek anlayın … continue reading this entry.

Hayattan Ne Öğrendin?

hayat

Ağır bir ÖSS sorusu gibiydi Esquire dergisininki… “Hayattan ne öğrendiniz?”
Verilen süre içinde aklıma gelenleri aşağıda yazdım.
Yanlışların doğruları götürmeyeceğini umuyorum:
* * *
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…
Ağladım.
* * * … continue reading this entry.

Anne Karnındaki İkiz Diyalogları

2z
- Az kenara çekilsene
- Kes, Allah’ın cenini seni
……………………..

………

- Bak hareket yapma kordonunu ısırırım
- Sen duurr daha, sen duurr, dışarda görüşcez seninle
… continue reading this entry.

Ünlü yabancıların Türkler hakkındaki sözleri

Turk_Askeri

İnsanlari yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur kadının namuslu
olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren
bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar
vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip
kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup
edilemezler”
Napoleon Bonaparte – Fransız İmparatoru

“Türklerden bahsediyorum… … continue reading this entry.

Melih Oğuzhan ile Denişik Atraksiyonlar

44ef609afa8f90_full

Kurda sormuşlar “Neden boynun kalın?” Kurt da cevaben ” Sıradaki parça kayseri de vatani görevini yapan 89/4 necati ve tertipleri için, ayrıca almanyadaki sefer amcamlara ve şu anda kastamonu çatal zeytinde süt sağmakta olan ayşe teyzem için gelsin” demiş.

Kurda sormuşlar “Neden Boynun kalın?” Kurt da cevaben … continue reading this entry.

Ayrılmaz Üç’lüler

3lüdeniz, kum, güneş
yumruk, tekme, kafa
mazhar, fuat, özkan
at, avrat, silah
Metin, Ali, Feyyaz … continue reading this entry.

Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi Kurtun Ağzından Dinleyelim!

DudeHer gün yaptığım gibi ormanı temizlemeye çıkmıştım. Orman benim evim, temiz tutmak da benim görevim. Derken bir kız beliriverdi. Kırmızı başlık ve peleriniyle çok şüpheli bir görünümü vardı. Kimin aklına gelir bu garip kıyafeti giymek. Bir kurnazlık peşindeydi mutlaka. Bir süre dikkatle izledim bu garip kızı. elinde taşıdığı üzeri örtülü sepette kim bilir ne taşıyordu!.. Yürüyüşü bile normal değildi. Yanına yaklaşıp ne yaptığını sorunca bana büyükannesinin evine gittiğini söyledi ama gel de inan. Yine de bıraktım peşini kendi işime döndüm. Ama aklım o kıza takıldı bir kere… … continue reading this entry.

« Daha eski yazılar